Zodyak takım yıldızlarını gösteren Sümer tableti.



MÖ. 2300 -Irak

Zodyak takım yıldızları

Astrolojide Zodyak takım yıldızları oniki takımyıldızdan oluşur ve bunlar zodyakı oluşturur. Bunlar:

Aries

Taurus

Gemini

Cancer

Leo

Virgo

Libra

Scorpius

Sagittarius

Capricorn

Aquarius

Pisces

12 tanedirler.

Gökbilimsel zodyakta onüçüncü bir takımyıldız daha vardır — Ophiuchus.

Sümerler tamamını tespit etti mi bilinmez ama yazılı tarihimize göre ilk astronomlar da Sümerli’dir.

Ay, Akrep, Aslan ,Yılan net görülmektedir.

Bu bir ‘kudurru’dur. Kudurru ; kadim Babil’de MÖ 16. yy. ila 12. yy. arası sınır taşı veya Kassitler tarafından tebaa’ya verilen arazi kayıtları bir nevi taşdan belge. Kelime Akadça “hudut” veya “sınır” demekdir (Arapça جدر “cadr”, جدار “cidar” ‘duvar’; çoğul.

(Gökyüzünün sınırları ; demek istemiş olacaklar. )

#ArkeoTarihDünya

Akitu Ve Nevruz

Akitu Bayramı – Babil Yeni Yıl Bayramı

Hazırlayan: Seher Bilhan Sürme
İlkbaharda kutlanan bu yeni yıl bayramı Sümerler’e kadar uzanmakla beraber , Akadlar’da; sistemli şekilde kutlanırdı.
21 Adar-1 Nisannu yani 21 Mart-1 Nisan tarihleri arasında 12 gün süren bu bayramda; Marduk tapınağında Babil Yaratılış Destanı – Enuma Eliş birkaç defa okunur ve canlandırılırdı. Böylece evrenin yaratılışı canlandırılmış ve yüceltilmiş olurdu. (Marduk, Tiamat’ı parçalar ve parçalanmış bedeninden evreni yaratır. Tiamat’ın yaratığı Kingu’nun kanından da insan yaratılmıştı.)
Bayramın ilk birkaç günü kralın ayin için hazırlanması, Marduk tapınağında dua edip kurban kesmesine ayrılıyordu. Daha sonra Marduk ve Nabu’nun heykelleri İştar Kapısı’ndan geçirilerek kentte gezdirilirdi. Geçit törenine katılanlar ; ekonomik yaşamın kaynağı olan tarlaları incelemeye giderdi. Kral , yanında kalabalık bir maiyetle, festivalin son günlerinde kente dönerdi.
Akitu bayramında ilginç bir gelenek vardı. Marduk’u temsil eden rahip ; kralı ağlatmaya çalışırdı. Kral rütbelerinden arındırılır, Marduk’un bir heykelinin önünde diz çökmeye zorlanır, rahip tarafından gözünden yaş gelene kadar kulağı çekilirdi. Rahip, gerekirse tokat bile atardı. Kral ; Marduk’u gücendirmediğine , Marduk’un kentinin (Babil) insanlarını aşağılamadığına ya da kente hiçbir zarar vermediğine dair yemin ediyordu. Bunun üzerine rahip, karalın rütbelerini tekrar takıyordu. Kralın gözü dolarsa Marduk’un ; krallığına bir yıl daha onay verdiği düşünülürdü. Marduk’un inayeti yeni yılda hem tarımsal üretimde, hem de ülke çapında düzenin sağlanmasında görülecekti. Bereketli ve kutsanmış bir yeni, yıl, dürüstlüğü elden bırakmayan bir krala; Marduk’un verdiği ödüldü.
Bayram ; Seleukos ve Roma imparatorlukları zamanında da kutlanmaya devam etmiştir. (MÖ. 312 – MÖ. 63)
MS 203 civarı– 11 Mart 222 tarihleri arasında yaşamış Suriye kökenli Roma İmparatoru Elagabalus ; bu töreni İtalya’da da kutlamalar programına almıştır.
Bu bayram günümüzde 21 martta Nevruz – Newroz olarak kutlanmaya devam etmektedir. (Ritüeller değişmiştir tabii.)

1 Nisan Asur Yeni Yıl Festivali “Akitu”

Hazırlayan: Seher Bilhan Sürme

Akitu Festivali; Sümerler ile başladı. ” Akitu ” kelimesi, Akkadça ” arpa ” anlamına gelmektedir. Sümerlerde ”arpa ekme ” ve nisan ayında yani Nisannu ayında ”arpa kesme” festivalleri yapılıyordu.

Babilliler sadece Nisannu’ da ”arpa kesme” festivalini kutluyorlardı. Yüce tanrı Marduk ve veliaht prensi Nabu şerefine on bir gün süren bir festivaldi bu.

Asurlular ayrıca MÖ 683 yılında Kral Sennacherib döneminde Asur duvarları dışında, diğeri Ninova dışında olmak üzere iki Akitu Evi inşa ettiler ve Akitu Festivali ‘ ni de kutlamaya başladırlar.

Asurlular; festivali kutlamaya devam ettiler ancak festivale Kha b’Nisan adını vermişlerdi. 1 Nisan ; Asur takviminin başlangıcı sayıldı. Ve festival 1 nisanda kutlandı. Son yıllarda Akkad ismi olan Akitu; Asurlular tarafından yeniden kabul edildi ve en önemli ulusal festivalleri olarak tekrar kutlanmaya başlandı.

Babil ‘in işgalinden sonra Persler; Asur ve Babil’in bir çok uygulamasını kabul etti ve kutlamalarını devam ettirdi.

Asurlular, aynı zamanda Nisan ayını Tanrı ‘nın mübarek ayı olarak görüyor, doğanın dirilişinin arkasında tanrıların dünyaya inişini görüyordu. Asur’a inen tanrılar; kötü tanrılarla savaşıyor, savaşı kazanıyordu. Sonunda; dönemin kralı; Tanrıça İştar ile kutsal evlilik törenini gerçekleştiriyor ve doğa yeniden uyanmış oluyordu.


[#bayram](https://www.facebook.com/hashtag/bayram?source=feed_text&epa=HASHTAG) [#Akad](https://www.facebook.com/hashtag/akad?source=feed_text&epa=HASHTAG) [#Akitu](https://www.facebook.com/hashtag/akitu?source=feed_text&epa=HASHTAG) #Sümer #Sumerian #Babil #Babylon #MezopotamyaUygarlığı #Mesopotamia

Zenon

Özgür Ortamda Yaşam Bakışı
Helenistik dünyada; antik medeniyetlerden sonra yeni bir dönem başlıyordu. Baskın dikta yönetim dönemi , özgür kent-devletler dönemi yaşanmıştı. Dinler ve yönetim şekilleri birbirini etkilemişti. ”Gizem Kültü” tabir edilen akımlar hızla dünyaya yayılıyordu. Helen dünyasında yeni bir akım doğuyordu. İnsanlar politikadan uzaklaşıp günlük hayatın basit mutluluklarının peşine düşmeye başlamıştı. Kıbrıslı düşünür Zenon’un bu duygusal mezar taşı yazısında bunu şöyle görüyoruz:
” Ey yolcu, mezarımın yanından geçerken üzülme:
Ölüm bile beni kederlendirmedi.
Çocuklarım ve torunlarım oldu, mutlu yaşlandım
Sevgili karım hep yanımdaydı, üç oğlumu evlendirdim
Onların çocuklarını dizimde uyuttum
Ve hiçbiri hastalanmadı, ölmedi: hiç acı çekmedim
Şimdi onlar beni rahat yolculuğuma şarapla uğurluyorlar,
Kutsal ölülerin yanında tatlı bir uykuya dalacağım.”
Antikçağ İmparatorlukları – Eric H. Cline, Mark W Graham
#ArkeoTarihDünya #Zenon #SeherBilhanSürme

Acem-î Şöför

İstanbul’a otomobil ilk kez 1895 yılında, Basra Mebusu Zehirzade Ahmet Paşa tarafından getirilmiştir.
Otomobilin görücüye çıktığı, İstanbulluların atsız giden bu arabayı şaşkınlıkla seyrettiği yer de Fenerbahçe’dir.
O gün, at kişnemesinin yerini motor sesi almıştır ama sahnede at ahırında çalışan biri vardır: Seyis Abdurrahman!
Yıldız Sarayı’nda görevli Abdurrahman Bey, seyislikten ayrılarak, İstanbul’un ilk şoförü ünvanına oturur. İran kökenli olduğu için de halk onu “Acem Abdurrahman” olarak tanımaktadır. İşin aslına bakarsanız, İranlılar “Acem” denilmesinden hoşlanmazlar. Çünkü bu ad kendilerine Araplar tarafından yapıştırılmış bir etikettir. Araplar, Arap olmayan Müslüman kavimlere “Acem” adını verirler. Zamanla bu ifade, karşısındakini aşağılamaya dönüşür. Bu yüzden, bir İranlıya “Acem” demek, onu küçümsemeye yönelik bir tanımlamadır..
Abdurrahman Bey’in şoförlüğünü yaptığı ilk arabayı İstanbul sokaklarında görenler, “Acem geliyor” diye bağırarak birbirlerini şaka yollu uyarırlardı. Direksiyon başına yeni oturmuş birine “acemi” denilmesinin kökeni de işte bu öyküdür…

Adalet Mülkün Temelidir…

1750 yılında, Alman Prusya Kralı Büyük II. Frederick, Berlin yakınlarındaki Potsdam Ormanları’nda gezinirken, bir değirmenin bulunduğu alçak bir tepe üstünde durur.
Manzara güzel, hava nasıl ferahtır.
– Yazlık sarayımı burada yapalım! der, sessiz ve sakin kapanıp okumayı çok seven, kütüphanesiyle ünlü kral..
– Değirmeni satın alıp yıkın, yerine saray yapın! der adamlarına..
Adamları değirmenciye gider ve kralın bu isteğini iletirler.
Değirmenci malını satmak istemez.
Kral değirmenciyi huzuruna çağırtır;
– Yanlış anladınız herhalde beyefendi, ben satın almak istiyorum orayı. Kaça satarsınız? diye sorar.
– Yanlış anlamadım efendim.
Adamlarınıza da söyledim.
Değirmenim satılık değil! der değirmenci.
– Beyefendi inat etmeyin! Paranızı fazlasıyla vereceğim, diye ısrar eder Kral..
Değirmenci direnir;
– Sen koskoca kralsın, paran çok.
Git Almanya’nın istediğin yerinde saray yap!
Burayı benden önce babam işletiyordu.
O’na da babasından kalmış, ben de çocuğuma bırakacağım.
Değirmenin bahçesinde dedemin, babamın mezarları var.
Ben de ölünce yanlarına gömüleceğim.
Burası bizim aile ocağımız. Satılık değil!
Sabrı tükenen ve sinirlenen Kral Frederick ayağa fırlar ve gürler;
– Sen benim Prusya Kralı Friedrick olduğumu bilmiyor musun yoksa?
Değirmenci;
– Senin kral olduğunu biliyorum ama ben de bu değirmenin sahibi Sans-Souci’yim.
Kral öfkeden deli olur;
– Madem benim kim olduğumu biliyorsun, o halde zorla alabileceğimi de biliyor olmalısın.
Bakalım o zaman ne yapacaksın?
Değirmenci hiç telaşa düşmez ve tarihe geçecek ve dünyanın her yerinde Adalet’in sloganı olacak ünlü lafını söyler;
– SEN KRALSIN AMA.. BERLİN’DE DE HAKİMLER VAR!.
Kral, kendi ıslah ettiği adalet sistemine ve o düzenin yargıçlarına halkın nasıl güvendiğini ve mahkemelere kralın bile laf geçiremeyeceğine inandığını anlar ve adamlarına, ayni tarihe geçen sözünü söyler;
– Hiçbir güç, hiçbir siyaset, hiçbir iktidar, kral bile olsa adaletten üstün değildir!
Hiç kimse adaletin üstüne çıkamaz.” Kral II. Friedrich bu yel değirmeninin Prusya Krallığı devam ettikçe korunmasını ister ve sarayını hemen onun altına inşa ettirir.
Değirmencinin ismini, Sarayının da adı yapar..
“SANS – SOUCI SARAYI”
Saray ve değirmen günümüzde hala bir “Adalet Simgesi” olarak o tepede arka arkaya duruyorlar.
Ne güzel bir adalet ki.. Kralın arka bahçesinde bir değirmenci olabiliyor.
Ne güzel bir adalet ki, bir kralla, bir değirmenciyi komşu ve dost yapıyor..
Belki de sabahları Prusya Kralı II. Frederick, arka bahçeye çıktığında, değirmenci O’na seslenirdi;
– Hey Frederick, sımsıcak ekmek yaptım, göndereyim mi?
Belki, Prusya Kralı II. Frederick anlatırdı;
– Adalet her sabah bana, taze ve sıcak bir ekmek kokusuyla gelirdi..
Yıllar sonra genç bir Osmanlı subayı, bir yılbaşı gecesi Berlin’de bir davete katılır.
Arkadaşlarına bu hikâyeyi anlatır ve teklif eder;
– Haydi gidelim ve bu sarayı görelim!
Değirmen de hala duruyormuş, sarayın arkasında..
Kimse yılbaşı balosunu bırakıp o soğukta dışarı çıkmak istemez.
Genç subay kararlıdır.
Tek başına çıkar gider.
Tek başına bu eşsiz anıta bakar..
O genç subay, Mustafa Kemal’dir.
Ve Kurucu Lider Mustafa Kemal ATATÜRK, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm mahkeme salonlarında, yargıçların arkasındaki duvara asılacak sözü yazdırır;
ADALET, MÜLKÜN TEMELİDİR!
Sunay AKIN

BABİL KRALI NEBUKADNEZAR



Kral Nebukadnezar , tarihin en kötü krallarından biri … Hakkındaki bilgilere, daha çok, Pers kaynaklarından ulasılmaktadır.

Yaptığı kötü ve acımasız eylemlerle adını tarihe yazdıran Babil kralı Nebukadnezar Üvey babasının huzurunda annesine tecavüz etti..( Bazi yorumculara göre bu eyleminin nedeni çocuk yaşta iken annesinin yanında üvey babasi tarafından tecavüze ugramış olması ve annesinin de buna sessiz kalmasıdır)
Sonra üvey babasının vucudunun parcalarını birer birer keserek, yavaş ve acı verici bir ölüm yaşattı.
Nebukadnezar , Tyre kralı olan üvey babasının sarayında büyümüstü. Ancak, yıllar sonra Oğullarını öldürüp , gözlerini oyduktan sonra , Kral Zedekiah’ a saldırıya hazırlandı.
M.Ö 587 yılında Kudüs’ ü yok edici seferler düzenledi.
Nebukadnezar birçok kralı hapse atmış , ve hergün bir sonraki kralın üzerine bahse giriyordu . Bu kralların hayatı üzerine bir bahisti ,acımasızca öldurdüğü her kralın başını kestirip sarayının girisine ağaçlara süs olarak astırırdı ve diğer krallari korkutup isyan çikaranlara bu yöntem büyuk bir uyariydi.

I. ARTEMİSİA İLK KADIN AMİRAL


Lidya krallığına son veren Persler M.Ö. 546 yılından itibaren kıyıdaki kentleri ele geçirmişler, kentler Pers yanlıları ve Yunanistan yanlıları olmak üzere ikiye ayrılmıştı. Halikarnassos gibi kimi kentler de Perslerin tarafına geçmişlerdi. O sıralar Halikarnassos’un yönetiminde I. Artemisia vardı. Artemisia güzelliği yanında cesareti ve yiğitliğiyle tanınıyordu. Babası Halikarnassoslu Lygdamis, annesi Giritli olan Artemisia’nın kocası yeni ölmüştü. Oğlu da çok küçük olduğu için krallığı o yönetmeye başlamıştı.

Pers kralı Kserkses (I.Serhas) Artemisia’ya değer veriyor ve düşüncelerini ciddiye alıyordu. Artemisia Yunanlarla yapılacak deniz savaşı ile ilgili bir toplantıda Yunanlarla deniz savaşına girmenin tehlikeli olacağını ve bu savaşa karşı olduğunu söyledi. Kral ona hak verdi çünkü o da Artemisia gibi düşünüyordu ama çoğunluk savaştan yana idiler. Sonunda savaş kararı alındı ve hazırlıklara başlandı.

Kral savaş öncesi tüm kuvvetlerini denetledi ve her şey tamam olduğunda Pers donanması M.Ö. 27 Eylül 480 gecesi Salamis koyuna girdi. I. Artemisia ilk kadın amiral olarak Halikarnassos, Kos, Nysiros ve Kalydnos gemilerinden oluşan donanmanın başına geçmiş kendi adına beş gemi getirmişti. Sidonlular’dan sonra en ünlü gemiler onunkilerdi. Ertesi gün olan 28 Eylül’de Salamis koyunda savaş başladığında ilk anlardan itibaren Yunanlar üstün idiler.

Salamis Deniz Savaşı
Yunan donanmasına Spartalı Eurybiades ve yardımcısı Temistokles kumanda ediyor ve küçük ama hızlı gemileriyle Persleri sıkıştırıyorlardı. Pers tarafında altı yüz, Yunanlarda üç yüz gemi vardı. Özellikle Artemisia korkusuzca düşman üstüne yürümüştü. Pers donanmasının sıkıştığı bir anda Artemisia’nın da ardına Pelleneli Ameinias yönetiminde hızlı bir Atina gemisi düştü. Düşman gemileri onu kıskaca almışlar ardındaki gemi de büyük bir hızla ona yaklaşıyordu. Artemisia’nın kaçmaktan öte yapacağı bir şey yoktu. Yoksa gemisi de adamları da tümüyle yok olacaklardı.

Yönetimindeki tüm gemilerine “benim ardımdan gelin ve ben ne yaparsam siz de aynısını yapın” komutunu verdi ve hızla yol almaya başladı. Sonra birden dümen kırdırıp yanından geçen ve kral Damasithymos’un yönetimindeki Kalydnos gemisine tam ortasından büyük bir hızla bindirdi. Gemi içindekilerin bile ne olduğunu anlamadan bir anda sulara gömüldü. Hiç kimse kurtulamamıştı.

Bu olayı ve geminin batırıldığını gören Atinalılar onu dost sanıp Artemisia’nın gemisini izlemeyi bıraktılar. Olayı uzaktan gören Persler ise; batan geminin Atina yandaşı olduğunu ve Artemisia’nın büyük bir cesaretle üzerine giderek onu batırdığını sanıp kadının yiğitliğinden gözü pekliliğinden söz etmeye başladılar. Hatta savaşı izleyen kral Kserkses hızını alamayıp “bugün kadınlar erkek gibi, erkekler kadın gibi savaştılar.” dedi.

Yaklaşık on iki saat süren tarihin ilk büyük deniz savaşlarından biri olan Salamis deniz savaşının yenileni Persler ve yandaşları oldu ama savaşın yıldızı kadın amiral I. Artemisia idi. Artemisa’nın yandaş Kalydnos gemisini yanlışlıkla mı yoksa bilinçli olarak mı batırdığı konusunda bir fikir birliği yoktur. Herodotos ”Artemisia’nın şansı batan gemiden bir tek denizcinin bile kurtulmamış olmasıdır’‘ der.

Her şeye karşın Artemisia hiç kayıp vermeden, tek bir adamının burnu bile kanamadan gemilerini Halikarnassos’a geri götürmüştür. Sonuçta, o ilk kadın amiral ve korkusuz, yiğit bir kadın olarak tarihteki yerini almıştır. Atinalılar, Artemisia’nın başına on bin drahmi ödül koymuşsalar da bu ödülü hiç kimse alamamıştır.

Kaynakça:
Ege’nin Antik Öyküleri – Arkeolog Ahmet Semih Tulay

Simurg Nam-î Diğer Zümrüd-û Anka Kuşu

Simurg mitosundan, yani diğer adıyla Zümrüd-ü Anka kuşundan Pers mitolojisi diğer Doğu mitoloji ve efsanelerinde de bahsedilmektedir. Türk mitolojisinde ‘Tuğrul kuşu’ olarak da bilinir. Bu kuşun öleceği zaman, bir tür ateş olup kendi kendini yaktığı ve kendisinden yeniden doğduğu söylentiler arasındadır.
Simurg Efsanesi;
‘Efsaneye göre kuşların hükümdarı olan Simurg ( Zümrüd-ü Anka ), Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş’
Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürlermiş. Ama içlerinden Simurg’u gören olmamış. Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindeymiş. Bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip, yolunda gitmeyen şeyler için yardım istemeye karar vermişler.
Kaf dağına varmak için ise yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş, Bu vadilerin her biri bir diğerinden daha çetinmiş.

Birincisi; İSTEK,

ikincisi; AŞK,

üçüncüsü; MARİFET,

dördüncüsü; İSTİSNA,

beşincisi; TEVHİD,

altıncısı; ŞAŞKINLIK ve

yedincisi ; YOK OLUŞ vadileriymiş.

“ZAL”OĞLU KÜRT RÜSTEM…

“Dünya Mitleri”ni okurken karşınıza hem Türk, hem de Persi mitoloji kahramanı olarak çıkıyor Rüstem…

İranlılar için önemli bir halk kahramanı olan Rüstem, Kürt Zal’ın oğludur.Efsane “Simurg”la başlar; Zümrüd-ü Anka olarak da bilinen Simurg; Pers mitolojisinde kendini yakıp, küllerinden yeniden doğan efsanevi yaratıktır,kimine göre kuş,kimine göre iyilik timsalidir…

Ayrıca Simurg’un şeytani hastalıklara iyi geldiği ve evrenin en bilge yaratığı olduğu inancı da vardır. Bilgi ağacında yaşar ve her kanat cırpışında bilgi tohumları dünyaya yayılır. Simurg, Firdevsi’nin Şahname’sinde de yer alır….

Şahnameye göre Kral Sam’ın oğlu Zal doğuştan “albino”dur ve bu yüzden ölüme terk edilir. Zal’ın ağlamasını duyan Simurg, Zal’ı yanına alır ve onu büyütür ve dünyaya inmek istediğinde Simurg, ona kendi tüylerinden birini verir, ihtiyacı olduğu anda tüyü yakmasını söyler…

Zal dünyaya iner inmez bir kıza aşık olur ve evlenirler. Gün gelir Zal’ın eşi hamile kalır, ancak doğum sırasında Zal, karısının öleceğini anlar ve tüyü yakar. Simurg hemen yardıma gelir ve Zal’ın sezeryan benzeri bir yöntem uygulayarak karısına yardım etmesini sağlar. Doğan çocuk en ünlü Pers kahramanlarından Rüstem’dir.

Efsaneye göre Rüstem, bir günlük bir bebekken bir yaşında gibi görünmüş, beslenebilmesi için kendisine süt anne tutulmuş, on kişinin yiyebildiği kadar yemeği yiyerek kısa zamanda çok güçlü ve iri yarı bir hal almıştır.

Eşsiz silâh kullanma yeteneği ve bilek gücü, pehlivanlığı, yiğitliği ve korkusuzluğu ile ünlenerek adından söz ettirmiştir.İran, Türkistan ve Doğu Anadolu dolaylarında yaşamış olma ihtimali bulunan Rüstem’e İranlılar kadar Türkler de sahip çıkmış ve kendi millî kahramanları olarak görüp, yaşatmışlardır.

Babası Zal’ın çalınmış olan kılıcını bulmak için Şiraz’dan Semerkand’a doğru yola çıkan Rüstem, yolculuğu sırasında, zamanının ünlü pehlivanlarından olan Demir Pehlivanın kızını görüp aşık olur. Kızı alabilmek için, müstakbel kayınpederini yenmek zorunda olan Rüstem, Demir Pehlivan ile üç gün boyunca müsabakaya tutuşur. Ancak, hiçbiri diğerine üstün gelemez.

Aradan geçen bir süre sonra Demir Pehlivan hastalanıp yatağa düşer, Lokmanların tavsiyesi üzerine Rüstem, kayınpederini kurtarmak için aslan kanı bulup getirmek üzere ava çıkar.Kendi kadar iri bir aslanla boğuşur ve onu öldürüp kanını getirir. Kayınpederi için bu kan şifa olmuştur. Demir Pehlivan iyileşmiş olmakla birlikte kısa bir süre sonra ölmüştür. Rüstem de bu ünlü pehlivanın kızı Rübab ile evlenmiştir.

Rüstem, İran ve Turan Türkleri arasında meydana gelen savaşların anlatıldığı efsanelere de konu olmuş ve kahramanlığı, sahip olduğu yenilmez gücüyle ön plana çıkmıştır. Bu sebepten dolayıdır ki, özellikle yiğitliği, pehlivan yapısı ile kendilerinden söz edilen hükümdarlar için de Rüstem benzetmesi yapılmıştır. İranlılar ve Turan Türkleri arasında meydana gelen savaşlarda ön plana çıkan Türk kahraman ve savaşçılarından biri Alp Er Tonga’dır. Alp Er Tonga ile Rüstem arasında bir çok çarpışma olacak ve bu iki isimden çok söz edilecektir….

Bilhan Seher Akkaya dan alıntıdır.

Zaratuştra #Zerdüştizm

Pers Dini…
Günümüzden 2.600 yıl kadar önce Anadolu topraklarına da hükmeden Pers dini : Zaratuştra ya da Zerdüşt olarak daha çok tanıdığımız bir düşünürün ortaya koyduğu dinin etkisi ile yer buluyor…

40 yaşlarında Zerdüşt’e vahiy meleği Vohu Manah tarafından tanrı Ahuramazda’nın öğretilerinin vahyedildiğine inanılıyor…

İyilik prensibini Ahuramazda, kötülük prensipini de Ahriman temsil ediyor…

İyilik ve kötülük her zaman mücadele halinde…

Persler Ahuramazda’ya inanç getirip, vücudunu ve ruhunu temiz tutarak, aynı zamanda fenalıkla da  savaşarak ölümsüzlük (cennet) dünyasına geçeceklerine inanıyorlardı. Kıyamet inancı onlarda da var. Onlar için inancı olmayan ve günahkârlar cehennemde bin bir türlü işkence görecektir…

Ahuramazda görünmezdir.

Kimseye benzemediği için onu temsil eden bir heykeli de yoktur. Lakin rahiplerin idaresinde ağıtlar okunduğu esnada, sunaklar üzerinde temizliğin temsilcisi sayılan ateş yakmak süretiyle tapınılır. Zerdüşt’ün bu dini İbrani peygamberleri gibi ortaya çıkan ve bu dini yayan peygamberler gibi görünür. Daha sonra bu din “magos” olarak gösterilen rahipler tarafından yayılır. 
Kitaplarının ismi : Avesta…

UDUNBARA ÇİÇEĞİ

NE DERSİNİZ?

UDUNBARA ÇİÇEĞİ GERÇEK Mİ? Hint inanışındaki bir efsaneye göre, Youtan Poluo olarak bilinen Udumbara çiceği, 3 bin yılda bir çiçek veriyor. Udumbara’nın en eski Hint bölgesinin en eski dili Sanskritçe’deki anlamı ise “cenntten gelen hayır çiçeği” olarak biliniyor.”

Udumbara çiçeği veya “Youtan Poluo” ağaçların dallarında veya mevvelerinde parazit olarak yetişiyor , üzerinde yaşadığı ağacın meyvesi içinde yetiştiği ve sap 7mm gövde 1 mm çapında olduğu için gözle fark edilmesi oldukça zordur.

Ülkemizin birçok yerinde bir nevi ağaç paraziti olan Udumbara Çiçeğine rastlamak mümkündür. Sıkıntı şudur ki sadece 1 mm çapında olduğu için gözle fark edilmesi oldukça zordur. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Fen – Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. İsmail Eker